Giriş
SUUDİ ARABİSTAN’IN VİZYON 2030’U hayata geçirme taahhüdü, ülkenin uluslararası sistemin değişen dinamiklerine uyum sağlama kararlılığını ortaya koymuştur. Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından 2016’da açıklanan bu büyük proje, Suudi liderlerin Krallığın petrol ve hidrokarbon piyasalarına aşırı bağımlılığının ciddi bir kırılganlığa dönüştüğünü fark etmelerinin ardından tasarlanmıştır (Vision 2030, 2021). Vizyonun temel temaları arasında gelişen bir ekonomi kurmak, canlı bir toplum oluşturmak ve iddialı bir ulus meydana getirmek yer almıştır (Vision 2030, 2021). Krallık, özellikle destekleyici iş ortamları, eğitime yapılan yatırımlar ve müreffeh bir gelecek aracılığıyla bütün paydaşların başarılı olmasını sağlayacak yenilenmiş bir yönetişim anlayışı öngörmüştür.
Suudi Arabistan Krallığı, geleneksel olarak ABD ile hizalanmış olsa da, ülkedeki değişen kültürel dinamikler Çin ile ABD arasında izlenen bir hedging (dengeleme) stratejisini yansıtmaktadır. Bu strateji, Çin’in küresel bir güç olarak artan nüfuzuna yanıt verme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Diğer amaçlar arasında 2025 Çin-Suudi Arabistan Kültür Yılı, Mandarin eğitiminin yaygınlaştırılması ve ortak miras projeleri gibi girişimler aracılığıyla Pekin’le uzun vadeli kültürel ve stratejik yatırımlar geliştirmek bulunmaktadır (Aldhobaib, 2025). Hedging stratejisi ayrıca, ABD’nin değişken taahhütlerinin doğurduğu riskleri azaltırken eğitim, medya ve eğlence alanlarındaki Amerikan kültürel nüfuzunun tarihsel hâkimiyetini kademeli biçimde sınırlandırmaktadır. Son olarak, bu girişim dışarıdan gelen kültürel etkilerin Arap-İslam normlarıyla uyumlu olmasını sağlayarak Vizyon 2030 kapsamında seçici uyarlama yoluyla Suudi Arabistan’ın ulusal kimliğini ve temel İslami değerlerini korumaktadır. Suudi Arabistan’ın iki kanallı kültürel etkileşimi, yumuşak güç araçlarıyla yürütülen gelişkin bir hedging biçimidir (Algamendi, 2025; Vision 2030, 2021). Bu yaklaşım büyük önem taşımaktadır, çünkü büyük güçlerden birinin taahhütleri aniden değiştiğinde Riyad’ın maruz kalacağı riskleri azaltmasına yardımcı olmaktadır. Bu çabalar, Suudi Arabistan’ın stratejik özerkliğini ve kültürel alanı düşük riskli ve yüksek getirili bir çeşitlendirme aracı olarak değerlendirmesini açıkça göstermektedir.
KİK ülkeleri arasında Suudi Arabistan, giderek daha belirgin bir orta güç hâline gelmektedir. Bu olgu uluslararası ilişkiler araştırmacılarının ilgisini çekmiş; bazıları hedging teorisi üzerine çalışmalarını ve uygulamalarını Doğu Asya ve ASE- AN ülkelerinden Suudi Arabistan’a yöneltmiştir (Thomas, 2025; Yao, 2025). Çin’in Ortadoğu’da giderek daha güçlü bir yer edinmesi ve ABD’nin bölgedeki nüfuzunun gerilemesi bu ilgiyi büyük ölçüde beslemiştir. Siyaset bilimciler araştırmalarında çoğunlukla Krallığın petrol pazarlarını çeşitlendirmesine, başta Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) olmak üzere Çin öncülüğündeki girişimlere katılımına ve temel güvenlik garantörü olarak ABD’ye bağımlılığını sürdürmesine odaklanmaktadır (Thomas, 2025). Bununla birlikte, Riyad’ın özerkliğini en üst düzeye çıkarıp riski en aza indirmek amacıyla iki ülkeyle aynı anda nasıl ilişki kurduğu ve aralarında nasıl bir denge gözettiği incelendiğinde, hedging davranışının kültürel boyutlarına ilişkin önemli bir araştırma boşluğu ortaya çıkmaktadır.
Suudi Arabistan’ın eğitim değişim programları, dil programları, ortak kültür yılları, kültürel miras diplomasisi, turizmin teşviki ve uluslararası eğlence etkinlikleri gibi yumuşak güç araçlarını, hem ABD hem de Çin nezdinde alternatif etki alanları ve olumlu algı oluşturmak amacıyla nasıl kullandığını inceleyen kapsamlı çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın Washington ve Pekin’le kültürel angajmanının stratejik mantığı, işleyiş mekanizmaları ve karşılaştırmalı yoğunluğu yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma, çok boyutlu kültürel dengelemeyi Suudi Arabistan’ın ABD ile Çin arasındaki genel dengeleme (hedging) stratejisinin ayrı ve giderek merkezîleşen bir bileşeni olarak kavramsallaştırıp analiz ederek söz konusu boşluğu gidermektedir.
Bu çalışma, Suudi Arabistan’ın ulusal kimliğini ve küresel kültürel bağlarını güçlendirmek için hem Amerikan hem de Çin yumuşak gücünün unsurlarını bütünleştirerek çok boyutlu bir kültürel dengeleme stratejisi izlediğini savunmaktadır. Bu dengeleme çabası, Suudi Arabistan’ın küresel kültürel akımları benimserken stratejik özerkliğini korumasına imkân vermektedir.
Literatür Taraması: Hedging Teorisi ve Orta Güçler
Son yıllarda jeopolitik araştırmacıları ve uluslararası ilişkiler akademisyenleri hedging teorisinin uygulanmasına giderek daha fazla ilgi göstermiştir. Orta güçlerin hedging stratejisi, Suudi Arabistan gibi orta güçlerin açıkça dengeleyici ya da peşine takılan bir devlet olmaksızın iki büyük güç arasında kendilerini nasıl konumlandırabileceklerini incelemek için yararlı bir analitik mercek sunmaktadır. Kuik’e (2021) göre hedging, algılanan bir tehdide karşı askerî kapasite ya da ittifak yetenekleri geliştirmeyi ifade eden geleneksel dengeleme stratejisi ile avantaj elde etmek için baskın devletle hizalanmayı ifade eden güçlü devletin safına katılma stratejisi arasında bir yerde durmaktadır. Kuik ve González-Pujol gibi araştırmacılar, “hedging”in uluslararası belirsizlik ortamında riski en aza indirmeye çalışırken amaçları bakımından genellikle karma nitelik taşıyan ekonomik ve siyasi kazanımlara yönelik bir dizi politikayı birleştirdiği konusunda hemfikirdir. Hedging stratejisi izleyen devletler farklı ülkelerle ilişkilerini çeşitlendirir; rakiplerin her biriyle karşılıklı fayda sağlayan ekonomik ve diplomatik ilişkiler geliştirmeye çalışır; ülkelerden birinin davranışları öngörülemez hâle gelirse uygulanmak üzere ihtiyat planları hazırlar (González-Pujol, 2024). Böylece bağımsızlıklarını korur, iki süper güç arasındaki bir çatışmaya sürüklenme riskinden sakınır ve aynı zamanda bu iki gücün rekabetinden yararlanırlar.
ABD-Çin rekabetinin değişen bağlamında hedging, küresel düzendeki geçiş sürecinde yol almaya çalışanlar açısından özellikle önemlidir. Mevcut hedging literatürü esas olarak Güneydoğu Asya’ya odaklanmış; önde gelen araştırmacılar Vietnam, Endonezya, Malezya ve Filipinler gibi devletlerin davranışlarını incelemiştir (Wong, 2025; Yao, 2025). Bu bağlamlarda odak, ABD’nin bölgedeki hâkimiyeti azalırken söz konusu devletlerin Çin’in büyüyen ekonomik ve askerî nüfuzuna nasıl karşılık verdiği üzerinde olmuştur. Bununla birlikte, bu orta güçlerin çoğu güvenlik garantileri bakımından hâlâ ABD’ye dayanmaktadır (Yao, 2025). Bölge, uzun yıllar boyunca Avrupalı güçlerin sömürgeciliği, iç savaşlar, bölgesel ve sınır anlaşmazlıkları ile sınırlı maddi kapasite gibi uluslararası ilişkilerdeki başlıca etkenlerden etkilenmiş; bunlar, bağlantısızlığı temel bir gereklilik hâline getirmiştir. Bu literatür hedging stratejisini anlamak bakımından etkili ve önemli olsa da, bazı araştırmacılar bulguların diğer bölgelere genel olarak uygulanabilirliğini sorgulamıştır. İlgili çevreler, araştırmaların çoğunun tek bir bölgede yürütüldüğünü ileri sürmektedir. Tanım ve kavramsallaştırmadaki farklılıklar dikkate alındığında, araştırmalar Çin ile ABD’nin nüfuzunun birlikte hissedildiği diğer bölgelere doğru çeşitlendirilmelidir (Telci & Rakipoğlu, 2021). Yukarıda anılan etkenlerin ASEAN bölgesini tarihsel olarak ikincil bir konuma ittiği ve bölge ülkelerinin çoğunun doğal kaynak bakımından zengin olmadığı düşünüldüğünde, bu ülkelerin hedging yaklaşımları öncelikle ekonomik ve güvenlik çıkarlarına dayanmakta; diğer önemli alanlar ise incelenmeden kalmaktadır. Çalışmaların Körfez’e genişletilmesi bu boşlukları giderebilir ve orta güçlerin davranışlarını anlamak için daha elverişli bir bağlam sağlayabilir. Bu ülkeler doğal kaynak bakımından zengindir ve Çin ile ABD karşısındaki konumlanmaları, daha derin analiz ve inceleme gerektiren farklı biçimler almaktadır. Körfez bölgesindeki hedging stratejilerinin en belirgin örneği Suudi Arabistan’dır. Krallık, yalnızca tarafsız kalmanın çok ötesine geçen gelişkin bir hedging biçimi uygulamaktadır.
Suudi Arabistan’ın çok boyutlu kültürel dengeleme stratejisi, onu daha genel hedging biçimlerinden ayıran, birbiriyle bağlantılı beş boyutla tanımlanmaktadır. Birincisi, Suudi Arabistan’ın hedging uygulaması çok alanlıdır. Krallık, dengelemeyi tek bir alanda kullanmak yerine ulusal güvenlik, ekonomi, diplomasi ve kültürden oluşan dört temel politika alanının tamamında eşzamanlı olarak uygulamaktadır (Bakir & Al-Shamari, 2025). Suudi Arabistan Krallığı, çok alanlı yaklaşım sayesinde bir politika alanındaki olumlu sonucun başka bir alandaki kırılganlığı telafi etmesini sağlayabilir. İkincisi, Suudi Arabistan’ın hedging stratejisi tamamlayıcıdır. Krallık bir yandan silah anlaşmaları ve ortak savunma düzenlemeleri aracılığıyla ulusal güvenlik bakımından ABD’ye derin bir bağımlılık geliştirirken, diğer yandan Çin ile yeni ekonomik ve kültürel bağlar kurmaktadır (Qin & Razali, 2025). Bu ilişki, Krallığın iki süper güç arasında sıfır toplamlı bir tercihte bulunmak yerine her ikisinden de “katma değer” elde ettiği bir durum yaratmaktadır.
Üçüncüsü, strateji ikili bir niteliğe sahiptir. Suudi Arabistan, tarihsel olarak petrol karşılığında güvenlik düzenlemelerine dayanan Washington’la uzun süreli yarı ittifakını korurken, 2020’lerin başından itibaren öne çıkan Pekin’le kapsamlı stratejik ortaklığını geliştirmektedir (Thomas, 2025). Dördüncüsü, Suudi Arabistan’ın hedging stratejisi dinamiktir ve evrilen bir seyir izlemektedir. Tarihsel olarak temel dış güvenlik garantörü sıfatıyla ABD’ye bağımlılığa ağırlık veren Krallık, ABD’nin bölgesel taahhüdünde algılanan değişimlere ve Pekin’in artan küresel nüfuzuna yanıt olarak Çin’e giderek daha fazla önem vermiştir (Qin & Razali, 2025). Bu zamansal boyut, değişen güç dağılımlarına uyum sağlama kabiliyetinin altını çizmektedir.
Son olarak, strateji eşit uzaklığa dayalı değil, asimetriktir. Riyad, angajmanını belirli ihtiyaçlara göre pragmatik biçimde ayarlamakta; ABD ile ilişkilerinde derinliğe, niteliğe ve elit düzeydeki bağlara öncelik verirken Çin’le ilişkilerinde ise genişliği, hacmi ve kitlesel etkileşimi öne çıkarmaktadır. Bu bilinçli eğilim, kusursuz bir denge aramadan getirileri ve risk yönetimini en uygun hâle getirmektedir. Bu beş boyut birlikte Suudi Arabistan Krallığı’nın çok boyutlu dengeleme stratejisini oluşturmaktadır. Krallığın büyük güç rekabetini stratejik bir fırsata dönüştürerek çok kutuplu çağda özerkliğini ve nüfuzunu artırmasını sağlamaktadır. Suudi Arabistan, hedging ilkelerini birden fazla alana ve zamana yayarak kendisini edilgen bir seyirci değil, uluslararası çevresini etkin biçimde şekillendiren bir aktör olarak konumlandırmaktadır.
Araştırmacılar, Suudi Arabistan’ın ABD’yle etkileşimlerindeki davranış boyutlarını bütünüyle incelemiş; ancak bu etkileşimler esas olarak güvenlik ve ekonomik ihtiyaçlara odaklanmıştır. Kültürel dengeleme gibi diğer alanlar yeterince araştırılmamıştır. Bu durum, Krallığın rekabet hâlindeki yumuşak güç etkilerini nasıl yönettiğine ve bunun daha geniş hedging stratejisinin bilinçli ve kasıtlı bir boyutu olup olmadığına ilişkin analitik bir boşluk bırakmaktadır.
Yumuşak Güç, Kültürel Diplomasi ve İnşacı Kimlik
Ülkeler ve devletler, çoğu zaman kaotik olan uluslararası düzende güvenliklerini korumak ve varlıklarını sürdürmek için yerleşik bir stratejiye sahip olmalıdır. Bu varlığını sürdürme kabiliyeti çoğu zaman devletin algılanan gücüyle güvence altına alınmaktadır. Sosyal bilimciler arasında güç, bir aktörün toplumsal ilişki içinde karşı koymaya rağmen kendi iradesini gerçekleştirme olasılığı olarak tanımlanmaktadır (Raimzhanova, 2015). Böyle bir durumda söz konusu aktörün nitelikleri, kaynakları ve yetenekleri diğer aktörlerinkinden daha güçlüdür. Aktörler güç aracılığıyla faaliyet gösterdikleri sistem içinde bağlayıcı yükümlülükler yaratabilir; ilgili aktörler aynı amacı paylaştığında ya da zayıf olan taraf güçlü aktörden olumsuz yaptırımlar gelebileceğini varsaydığında bu yükümlülükler meşrulaşır. Uluslararası siyasette güç mücadelesi her zaman doğrudan amaçtır ve güç siyaseti, devletlerin çevrelerindeki dünyayı algılama biçiminin merkezinde yer alır. Uluslararası İlişkiler araştırmacıları gücü çoğu zaman askerî güç, toprak edinimi, emperyalizm ve tahakküm aracılığıyla ortaya konan sert güç olarak tanımlar (Gallarotti, 2022). Güç, uluslararası çerçeve değiştikçe giderek daha fazla ilgi gören kültür, ideoloji ve kurumlar gibi askerî olmayan biçimleri ifade eden yumuşak güç niteliği de taşıyabilir (Raimzhanova, 2015). Yumuşak güç, bir devletin çatışmaya ya da askerî güç kullanımına ihtiyaç duymadan diğer devletleri istediği yönde davranmaya ikna etme kabiliyeti olarak ortaya çıkar (Wagner, 2014).
Kültür ve kültürel nüfuz, Joseph Nye’ın 1990’da kavramsallaştırdığı yumuşak güç kategorisine girmektedir (Dutta, 2025; Raimzhanova, 2015). Orta güçler son dönemde diğer güçleri ikna etmek ya da cezbetmek için kültüre yönelmiştir. Bu bakış açısından söz konusu ülkeler olumlu rol modelleri olarak ya da diğer ulusların hayranlık ve güvenini kazanarak dünya meselelerindeki nüfuzlarını ortaya koymaktadır. Yumuşak gücün başarısı, bir ulusun eylemlerinin ya da programlarının meşruiyetine bağlıdır. Devletlerin kültürü yumuşak güç olarak kullanabilecekleri çeşitli mekanizmalar bulunmaktadır. Öncelikle kamu diplomasisi ve iletişim, hükümetlerin yabancı kamuoylarını etkilemek için medya, eğitim değişimleri ve dijital platformlar aracılığıyla stratejik iletişim yürüttüğü başlıca mekanizmalardır (Çiçek, 2022). Hükümetler bu strateji aracılığıyla imajlarını güçlendirebilir ve uluslararası diyaloğa katılabilir.
Yumuşak güç aynı zamanda ulusların değerlerini ve kimliklerini filmler, şarkılar ve uluslararası markalar yoluyla yaydığı kültürel nüfuzu da kapsamaktadır (Alyakhri & Al-Btoos, 2025). Yardım ve afet desteği gibi insani çabalar, iyi niyet oluşturarak ve diplomatik bağları güçlendirerek yumuşak gücü ortaya koymaktadır. Devletler bilimsel ve eğitsel başarılarını bilgi paylaşımı ile kişisel ve mesleki ağların kurulması yoluyla diğer ülkeleri etkilemek için kullanabilir. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi uluslararası kurumların kurulması, bunlara ev sahipliği yapılması, katılım sağlanması ve liderlik edilmesi de bir ülkenin uluslararası konumunu ve diplomatik etkisini güçlendirmesinin önemli araçlarıdır (Cimino-Isaacs & Fefer, 2021; Columbia SIPA, 2024). Bu mekanizmalar yumuşak güç yansıtmanın yanı sıra söz konusu yansıtmanın en temel gerekliliğini de göstermektedir. Bir ülke kültürünü, medyasını, akademisini ya da uluslararası normları kullanıyor olsun, her mekanizma uluslararası sistemdeki diğer aktörleri cezbeden ve onları kendi nüfuzunu örnek almaya ikna eden bir meşruiyet sergilemelidir.
Yumuşak gücün en önemli araçlarından biri kültürel diplomasidir. Kültürel diplomasi, “karşılıklı anlayışı geliştirmek amacıyla uluslar ve halkları arasında fikirlerin, bilginin, sanatın ve kültürün diğer yönlerinin değişimi” olarak tanımlanmaktadır (U.S. Department of State, 2005). Hükümetlerin değişimler, sergiler, eğitim programları ve küresel etkinlikler yoluyla ulusal kültürü yurt dışında tanıtmaya yönelik bilinçli çabalarını içerir; böylece uzun vadeli ilişkiler kurulur ve ulusal markalaşma güçlendirilir (Algamendi, 2025). Kültürel diplomasi halklar arası bağları geliştirir, olumsuz kalıp yargılara karşı koyar ve karşılıklı anlayış yaratır; çoğu zaman ekonomik ya da askerî araçlardan daha sürdürülebilir ve daha az kışkırtıcıdır (Alyakhri & Al-Btoos, 2025). Bir ulusun mirasını, sanatını ve çağdaş yaratıcılığını sergileyerek çekiciliğini artırabilir; aynı zamanda turizm ve yatırım gibi ekonomik kazanımları kolaylaştırabilir.
Alexander Wendt’in ortaya koyduğu uluslararası ilişkilere inşacı yaklaşım, devletlerin küresel alanda kimliklerini nasıl oluşturup yansıttıklarını anlamak bakımından değerli açılımlar sunmaktadır. Wendt’e göre kimlik, yalnızca devletin maddi çıkarlarının bir yansıması değildir; diğer devletlerle etkileşimler yoluyla etkin biçimde inşa edilir (Mengshu, 2020). Bu süreç, devletlerin kendilerini tanımlamak ve başkalarının algılarını biçimlendirmek amacıyla kültürel ve ideolojik araçları kullandığı yumuşak güç ve kültürel diplomasi uygulamalarını içerir. Yumuşak güç teorisi, kültürel diplomasi ve kimlik oluşumu kültürel etkileri anlamak bakımından önemlidir; ancak mevcut literatür bunları hedging çerçeveleriyle bütünleştirememiştir. Özellikle yumuşak güç yansıtımı, bir devletin diğerleri üzerinde nüfuz kurduğu tek yönlü bir süreç olarak incelenmiş; rekabet hâlindeki dış etkiler karşısındaki çift yönlü dengeleme eylemleri göz ardı edilmiştir.
Literatürde Suudi Arabistan’ın Dış Politikası
Suudi Arabistan’ın dış politika yaklaşımını ve kimlik oluşturma sürecini inceleyen mevcut araştırmalar geniş ve çok disiplinli bir yaklaşım benimsemiştir. Literatür, Suudi Arabistan’ın derin İslami değerlerini korurken modern bir küresel oyuncu kimliğini biçimlendirmek ve İslam dünyasının liderliğini üstlenebilecek güvenilir bir aktör olmak için gereken adımları atmayı sürdürdüğünü göstermektedir (Chaziza & Lutmar, 2025). Krallığın en kutsal iki İslam mekânına ev sahipliği yapması nedeniyle bu kimlik önem taşırken, liderleri aynı zamanda modernleşme ve küresel alanda yer edinme hedeflerini etkin biçimde izlemektedir. Araştırmalar, başta kamu diplomasisi ve kültürel diplomasi olmak üzere bu yöndeki bilinçli stratejileri ortaya koymaktadır. Suudi Arabistan dış dünyayla iletişim kurmak için Al Arabiya gibi devlet denetimindeki medya kurumlarından yararlanmayı sürdürmektedir. Krallık ayrıca kimliğini aktarmak amacıyla küresel kültürel girişimlere katılmaktadır (Chaziza & Lutmar, 2025). Suudi Arabistan, binlerce öğrenciyi yurt dışında öğrenim görmeye gönderen King Abdullah Scholarship Program gibi modernleşme ve kalkınma vizyonunu ilerletmeyi amaçlayan eğitim ve kültür programlarına da büyük yatırım yapmıştır (Hilal & Denman, 2013). Bu çabalar, Krallığı hem ABD hem de Çin’le güçlü bağlara sahip küresel bir kültür merkezi olarak konumlandırırken Batı ve Doğu dünyalarında Suudi Arabistan’a ilişkin olumlu bir imaj geliştirmek üzere stratejik biçimde tasarlanmıştır.
Yumuşak gücün çift yönlü niteliği göz önüne alındığında araştırmalar, Suudi Arabistan’ın kimliğini hem ABD’nin hem de Çin’in nüfuzu bağlamında ele almıştır. ABD onlarca yıldır Körfez bölgesindeki hâkim güçtür ve önemli bir müttefik olan Suudi Arabistan Amerikan yumuşak gücünden etkilenmiştir. ABD, üniversiteler, medya ağları ve kültürel değişimler gibi kurumlar aracılığıyla Suudi Arabistan’ın kültürel manzarası üzerinde kayda değer bir nüfuz kurmuştur (Algofaili & Rashed, 2023). Fulbright Bursu gibi programlar ve Krallıktaki Amerikan üniversitelerinin varlığı iki ülke arasında daha yakın kültürel bağlar geliştirmiştir (Taylor & Albasri, 2014). Ayrıca Hollywood’un Suudi sineması üzerindeki etkisi ve yabancı sinema içeriklerine getirilen yasağın yakın dönemde kaldırılması, iki taraf arasındaki süregelen kültürel değişimi yansıtmaktadır. Bununla birlikte literatür, Suudi Arabistan’ın ABD’yle ilişkilerini yönetirken dikkatli davrandığını ve bu etkiyi kendi değerleri ve kimliğiyle dengelemek için etkin biçimde strateji geliştirdiğini göstermektedir.
Suudi Arabistan-ABD ilişkileri üzerine çalışmalar, özellikle eğitim ve eğlence alanlarındaki kültürel işbirliğinin diplomatik bağları güçlendirmede kilit rol oynadığını; aynı zamanda Krallığın Batılı değerlerle aşırı ölçüde hizalanma konusunda ihtiyatlı yaklaşımını yansıttığını göstermektedir. Son birkaç on yılda Çin’in yükselişi ve dünya çapında süregelen nüfuzu, araştırmacıları bunun ulusal kimlikler üzerindeki etkisini incelemeye yöneltmiştir. Suudi Arabistan üzerine çalışan araştırmacılar, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030’u ile Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi arasındaki uyuma ve bunun Suudi Arabistan’ın kimliği, yumuşak gücü ve diplomasisi üzerindeki etkilerine dikkat çekmektedir (Vision 2030, 2021). Literatür, Çin’in Suudi Arabistan’da Konfüçyüs Enstitüleri kurduğu ve ortak akademik işbirliklerini teşvik ettiği, belirgin ve büyüyen bir kültürel diplomasi çerçevesine işaret etmektedir (Liang, 2021). Suudi öğrenciler özellikle mühendislik, teknoloji ve Çin dili çalışmaları gibi alanlarda giderek daha fazla Çin’de eğitim görmeyi tercih etmekte; bu da ikili kültürel bağları daha da güçlendirmektedir.
Suudi Arabistan, Çin Yeni Yılı kutlamaları gibi Çin kültür etkinliklerine de katılmakta ve Krallıkta Çin sinemasını desteklemektedir. Suudi-Çin ortak yapımları gibi ortak film üretimleri, iki ulus arasında karşılıklı anlayışı geliştirmeyi amaçlayan kültürel diplomasinin önemli örnekleridir. Çin Ortadoğu’daki nüfuzunu genişletmeyi sürdürdükçe Suudi Arabistan’ın bu ülkeyle kültürel bağlarının derinleşmesi ve ABD ile Çin arasındaki dengeleme çabasının daha da çok boyutlu hâle gelmesi muhtemeldir.
Suudi Arabistan’ın yumuşak gücü ve kültürel diplomasisi üzerine araştırmalar giderek artsa da literatürde, özellikle Suudi Arabistan’daki Amerikan ve Çin kültürel nüfuzuna ilişkin karşılaştırmalı veriler konusunda önemli boşluklar bulunmaktadır. Literatür ekonomik ve askerî dengelemeye odaklanmayı sürdürmüş, kültürel diplomasi ile kamu diplomasisini bu bağlam içine yerleştirememiştir. Ayrıca Çin ve ABD’nin münferit etkilerini belirlemekte; ancak bunları söz konusu ilişkileri yapılandıran bilinçli bir dengeleme mantığı çerçevesinde değil, birbirinden bağımsız biçimde analiz etmektedir. Suudi Arabistan’ın ulusal kimliğini inşa etmesi ve rekabet hâlindeki dış etkileri stratejik biçimde yönetmesi bağlamında kültürel dengelemenin kavramsallaştırılmasına ihtiyaç vardır. Kültürel değişimlerin, medyanın ve eğitim girişimlerinin Suudi Arabistan’ın daha geniş jeopolitik stratejisinin araçları olarak nasıl işlediğini ve Krallığın son derece kutuplaşmış küresel düzende tarafsız bir konumu nasıl koruyabildiğini incelemek için daha fazla araştırma gerekmektedir.
Kültürel Dengelemenin Kavramsallaştırılması
Kültürel dengelemenin bu araştırmanın temel odağıdır. Bu nedenle çalışmanın analitik sınırlarını resmen tanımlaması veUluslararası İlişkiler’deki mevcut teorik yaklaşımları nasıl ilerleteceğini açıklığa kavuşturması önemlidir. Bu analiz kültürel dengelemeyi, bir orta gücün rekabet hâlindeki iki süper gücün yumuşak güç etkilerini çeşitli kültürel alanlarda aynı anda geliştirmeye, dengelemeye ve araçsallaştırmaya yönelik bilinçli stratejisi olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu strateji, söz konusu güçlerin herhangi biriyle tam hizalanmadan kaçınmayı; uygulayıcı orta gücün stratejik özerkliğini en üst düzeye çıkarabilmesini, ideolojik riskleri yönetebilmesini ve ulusal değerlerine dayanan bağımsız kültürel kimlikler yansıtabilmesini içermektedir.
Kültürel dengeleme, literatürde incelenen diğer hedging türlerinden farklı olduğu için uluslararası ilişkiler analizinde yeni bir kavramdır. Kuik Cheng-Chwee gibi önde gelen uluslararası ilişkiler araştırmacıları dengelemeyi güvenlik ya da ekonomi boyutları üzerinden ele almaktadır. Kültürel dengelemenin bu çerçeveye dâhil edilmesi, devlet davranışının analizini dil programları, medya çerçevelemesi, eğitim değişimleri, hareketlilik akışları ve kültür kurumları gibi henüz incelenmemiş boyutlara genişletmektedir. Çok boyutlu kültürel dengeleme, devlet davranışı çalışmalarını çok yönlü iç içe geçirme (omni-enmeshment) kavramından da uzaklaştırmaktadır. Goh ve diğer bazı yazarlar bu kavramı özellikle Güneydoğu Asya ülkelerinin ABD ve Çin’e yönelik davranışlarını incelerken kullanmıştır. Bu yaklaşım, söz konusu devletlerin bu güçleri, saldırgan niyetlerini etkilemek ya da önlemek amacıyla karşılıklı bağımlılığa dayanan çok boyutlu ekonomik ve diplomatik ilişki ağlarına dâhil etmeye çalışmasını ifade etmektedir (Goh, 2005). Çok boyutlu kültürel dengeleme ise farklı bir yaklaşım benimsemekte; kısıtlama amacından uzaklaşıp rekabet hâlindeki iki güçten de stratejik değer elde etmeye odaklanmaktadır.
Bu analiz, ele alınan davranışın dil, medya, bilim, hareketlilik ve yemek kültürü dâhil birden çok alanı kapsaması nedeniyle dengelemeye bilinçli biçimde “çok boyutlu”luğu eklemektedir. Strateji aynı zamanda kasıtlı olarak asimetriktir; çünkü Suudi Arabistan gibi orta güçler, büyük güçlerden farklı değer türleri elde etmek amacıyla hedging stratejilerini bilinçli biçimde ayarlamaktadır.
Yöntem ve Kavramsal Çerçeve
Çalışma, nicel ve nitel kanıtları sistematik biçimde birleştiren karma yöntemli açıklayıcı bir tasarım kullanmaktadır. Nicel bileşenler, Suudi Arabistan’ın ABD ve Çin’le kültürel angajmanının ölçülebilir ölçeğini, büyüme oranlarını ve karşılaştırmalı yoğunluğunu ortaya koymaktadır. Nitel bileşenler ise çok boyutlu kültürel dengelemeyi niteleyen stratejik niyeti, resmî çerçevelemeyi ve bilinçli dengelemeyi açığa çıkarmaktadır. İki yöntemin bütünleştirilmesi, bunlardan herhangi birinin tek başına sağlayabileceğinden daha eksiksiz bir tablo sunmaktadır.
Analiz, Suudi Arabistan’ın rekabet hâlindeki iki büyük gücün kültürel etkilerini bunlardan biriyle tam olarak hizalanmadan aynı anda geliştirmeye ve dengelemeye yönelik devlet güdümlü stratejisi olarak tanımlanan özgün Çok Boyutlu Kültürel Dengeleme kavramı etrafında yapılandırılmıştır. Bu çerçeve dengelemeyi beş somut boyutta işler hâle getirmektedir: (1) dil ve eğitim, (2) kültür kurumları ve yemek diplomasisi, (3) medya ve kültürel görünürlük, (4) hava yolu bağlantısallığı ve hareketlilik, (5) kültürel ve bilimsel işbirliği. Bu boyutlar Vizyon 2030’un kültürel açıklık ayağıyla doğrudan bağlantılıdır ve jeopolitik manevraların gözlemlenebilir göstergeleri olarak kullanılmaktadır.
Nicel veriler, 2020-2025 dönemini kapsayan resmî ve uluslararası kurumsal kaynaklardan toplanmıştır: dil programları ve Konfüçyüs Enstitüleri için Suudi Arabistan Eğitim ve Kültür bakanlıkları; yolcu akışları için hava yolu tarifeleri; ortak yazarlı yayınlar için Scopus/Web of Science; kültürel ve bilimsel anlaşmalar için UNESCO ile ikili duyurular; restoran ve hızlı yemek zincirlerindeki genişleme için Google Maps/TripAdvisor kayıtları. Nitel veriler resmî belgelerden (Vizyon 2030 raporları, Kültür Bakanlığı açıklamaları, ikili kültür yılı anlaşmaları) ve devletle bağlantılı medya kuruluşlarının (Al-Arabiya, Saudi Press Agency) yanı sıra CGTN Arabic, VOA Arabic ve ilgili yayınların içeriklerinden oluşmaktadır.
Nicel analiz, beş boyuttaki asimetrileri ve eğilimleri göstermek için betimleyici istatistiklerden, yıldan yıla büyüme oranlarından ve karşılaştırmalı görselleştirmelerden (tablolar, çubuk grafikler ve çizgi grafikler) yararlanmaktadır. Nitel analiz resmî açıklamalara ve medya metinlerine elle tematik kodlama uygulayarak stratejik muğlaklık, seçici uyarlama ve anlatı paralelliği gibi tekrar eden temaları belirlemektedir. Her iki veri akışından elde edilen bulgular, ölçülebilir kültürel genişlemenin bilinçli hedging hedeflerine nasıl hizmet ettiğini göstermek amacıyla yan yana karşılaştırmalar ve anlatısal çözümleme yoluyla çapraz olarak doğrulanmaktadır.
Analiz ve Bulgular
Çin’in Suudi Arabistan’ın dil ve eğitim alanlarındaki etkisi, Mandarin programları ya da müfredatı sunan eğitim kurumlarının sayısında görülmektedir. Konfüçyüs Enstitüleri, Çin’in Çin dilini ve kültürünü tanıtmak için kullandığı başlıca araçlardandır. İlk enstitü Temmuz 2023’te Prince Sultan University’de açılmış, ikinci faal enstitü ise University of Jeddah bünyesinde kurulmuştur (Chaziza, 2023; Xinhua, 2023). Suudi okulları da Mandarin programlarını hükümetin 2025 eğitim planlarına dâhil etmiştir. Bu planlarda, kültürel değişimi teşvik etmek ve Çin’le iletişimi güçlendirmek için yürütülen kazan-kazan stratejisinin parçası olarak 2025’te 56.000 öğrencinin, 2029’a kadar ise 102.000’den fazla öğrencinin Mandarin öğreneceği belirtilmektedir (Aboutine, 2024; Xinhua, 2025b). 2025’in ikinci çeyreği itibarıyla Suudi Arabistan devlet okullarında Çince öğrenen öğrencilerin toplam sayısı yaklaşık 56.000’e ulaşmıştır. Bu sayıya Mandarin programlarının King Khalid University (2024), King Saud University (dil, tarih ve kültür alanlarında) ve Jeddah University gibi Suudi üniversitelerine dâhil edilmesi sayesinde ulaşılmıştır.
ABD’nin Suudi Arabistan’ın dil ve kültürü üzerindeki etkisi Fulbright Programı aracılığıyla görülmektedir. ABD tarafından desteklenen ve iki ülke arasındaki başlıca eğitim değişim programı olan Fulbright, Suudi akademisyenler ve profesyonellerin ABD üniversitelerine erişmesini sağlarken ABD’li uzmanların üniversiteler ve kültür kurumlarıyla çalışmak üzere Suudi Arabistan’a gönderilmesine imkân vermektedir (U.S. Mission Saudi Arabia, 2022). Kasım 2025 itibarıyla ABD’deki Suudi öğrenci sayısı yaklaşık 15.000’dir. Suudi Arabistan’daki İngilizce eğitim veren kurumlar da Amerikan etkisini güçlü biçimde taşımaktadır. The American International School of Jeddah (AISJ), The American School Dhahran (ASD) ve American International School Riyadh gibi öne çıkan okullar akademik ortaklıkları güçlendirmekte ve Batılı değerleri teşvik etmektedir (Thomas Keith Independent School, 2025).
Müfredat reformları da 2019’dan beri ülke çapında zorunlu iletişimsel müfredatın benimsenmesiyle yabancı dil olarak İngilizce yaklaşımında bir değişime işaret etmektedir. 2023-2025 döneminde dijital ve eleştirel düşünme unsurlarının eklenmesinin ardından yükseköğretimde Suudi üniversitelerine, lisans ve lisansüstü akademik programlar sunan ve kurum düzeyinde öğrencilere İngilizce dersleri veren önde gelen İngilizce bölümlerinin yaklaşımını benimsemeleri talimatı verilmiştir. 2019’da müfredatta başka değişiklikler de yapılmış; Riyad, Cidde ve Dammam’daki erkek ortaöğretim okullarında Çince üçüncü dil olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu eğilim, özellikle Vizyon 2030’un iki dilli eğitime yönelik artan talebiyle birlikte o tarihten beri sürmektedir Tablo 1, 2025 itibarıyla Suudi eğitimindeki Amerikan ve Çin yumuşak güç araçlarını; temel programları, öğrenci sayılarını ve dil öğrenimi ile akademik değişime ilişkin stratejik hedefleri ayrıntılandırarak karşılaştırmaktadır.
Suudi Arabistan’ın video oyunları ve e-spor alanında Çin’le angajmanı mobil pazara erişime, operasyonel uzmanlığa ve altyapı ortaklıklarına odaklanmaktadır. Savvy Games Group, 2023’te Tencent destekli VSPO’ya 265 milyon dolar yatırım yaparak Krallıktaki mobil e-spor turnuvalarını ve etkinliklerini genişletmek üzere şirketin en büyük dış hissedarı olmuştur (Daniels, 2023). Çin yapımları Suudi pazarına hâkimdir; en fazla gelir getiren ilk 100 oyunun 37’si Çin yapımıdır ve Suudi Arabistan Çin oyunları için en büyük ilk 10 dış pazar arasında yer almaktadır (Iqtait, 2025). 2024’teki bir bakanlık ziyareti sırasında e-sporu güçlendirmeye yönelik anlaşmaların imzalanmasıyla ikili bağlar derinleşmiştir. Qiddiya’nın e-spor bölgesi ve NEOM’un yapay zekâ oyun merkezi gibi dev ölçekli projeler, Çinli teknoloji şirketlerini etkin biçimde davet etmekte; Tencent’i Esports World Cup’ın stratejik ortağı olarak konumlandırarak halklar arası ve ekonomik bağları güçlendirmektedir.
Suudi Arabistan’ın ABD’li oyun kuruluşlarına yaptığı yatırımlar fikrî mülkiyet sahipliğine ve içerik inovasyonuna öncelik vermektedir. Kamu Yatırım Fonu (PIF) destekli Savvy Games Group, 38 milyar dolarlık fonuyla Scopely’yi 4,9 milyar dolara satın almış; Activision Blizzard, Electronic Arts ve Take-Two Interactive’de önemli hisseler edinmiştir (Goswami, 2023; Jaiswal, 2023). Bir konsorsiyumun öncülük ettiği ve küresel sektör dinamiklerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyan 55 milyar dolarlık Electronic Arts satın alımı 2025’te duyurulmuştur (Electronic Arts, 2025). Bu hamleler en ileri Batı teknolojisine ve yaratıcı üretim kanallarına erişimi güvence altına almakta; Suudi Arabistan’ı küresel bir merkez hâline getirirken 2030’a kadar GSYİH’ye 13,3 milyar dolar katkı sağlama ve 39.000 istihdam yaratma hedefi taşıyan Ulusal Oyun ve E-Spor Stratejisi’yle uyum göstermektedir (PwC, 2024).
Bu tablo Suudi Arabistan’ın oyun stratejisindeki ayrımı göstermektedir: ABD’deki büyük yatırımlar fikrî mülkiyet sahipliğini ve sektör denetimini hedeflerken Çin’le angajman, kitlesel ölçekte büyüme için mobil pazara erişime, e-spor altyapısına ve operasyonel ortaklıklara odaklanmaktadır.
Suudi Arabistan’ın PIF’i spor alanında ABD’yle angajman kurmaya yönelmiş ve 2017’den bu yana 170 milyar doların üzerinde yatırım yapmıştır. Spor alanındaki en dikkat çekici yatırım, ABD merkezli PGA Tour’a meydan okuyan ve sonunda onunla birleşen LIV Golf serisidir (Schenker, 2023). PIF ayrıca Amerikan futbolu etkinliklerine ve 50 milyon doların üzerinde değere sahip 10 yıllık bir anlaşmayla duyurulan Formula 1 organizasyonlarına ilgi göstermiştir (Bulos, 2024). Krallık spordaki nüfuzunu güvence altına almak için lobi şirketlerinden yararlanmakta ve Suudi Arabistan’a ait futbol kulüpleri üzerinden yayıncılığı da kullanmaktadır.
Çin’in Suudi Arabistan’ın sporu bir yumuşak güç aracı olarak kullanması üzerindeki etkisi, 2022 Suudi-Çin zirvesinde yayımlanan ve spor ortaklıkları ile işbirliğini vurgulayan ortak açıklamalarda görülmektedir (Ministry of Foreign Affairs, Kingdom of Saudi Arabia, 2022). İşbirliği alanları arasında futbol altyapısı, gençlik akademileri ve Asya futboluna yönelik stratejik ittifaklar yer almaktadır.
İşbirliği film yapımında da görülmektedir; Çinli kuruluşlar 2022’den bu yana Saudi Film Commission ile mutabakat zabıtları imzalamaktadır. Manga Productions, 2025’te Çinli kuruluş Bilibili’yle Suudi anime dizilerini Çin’de yayımlamak, seçilmiş Çin animasyon yapımlarını Suudi Arabistan’da dağıtmak ve ilk ortak kısa film seçkisini üretmek amacıyla stratejik ortaklık kurmuştur (Manga Productions, 2025). Bulgular ORI animasyon yapımları ve Ne Zha gibi Arapça dublajlı Çin filmleri dâhil ortak yapım işbirliğini de göstermektedir. CineWaves gibi SuudiArabistan’ın önde gelen film dağıtımcıları Çin’le ortaklığa daha açık hâle gelmiştir. CineWaves, 2023’te üretim, dağıtım ve yetenek geliştirmeye dayalı bir iş modeliyle Çin’de fiziksel bir ofis açacağını duyurmuştur (Vivarelli, 2023). Suudi Arabistan’ın film ve animasyon alanındaki kültürel dengeleme stratejisi, ABD’nin Hollywood etkisini başka ülkelerle gelişmekte olan bağlarla dengelemektedir. 2018’de sinema yasağının kaldırılmasının ardından AMC Theatres gibi ABD’li şirketlerle kurulan ortaklıklar (sinema zincirleri için ortak girişim, IMAX ağının 18 salona genişletilmesi) ve Stampede Ventures’la yapılan çok filmlik anlaşmalar (örneğin Chasing Red ve Fourth Wall) gösterim ve üretim alanında belirleyici olmuştur. PIF destekli finansman büyük Hollywood tekliflerini desteklemektedir. Animasyon alanında Manga Productions ve Toei’nin The Journey’yi üretmek üzere gerçekleştirdiği Japon ortak yapımları üzerinden dolaylı ABD bağlantıları görülürken doğrudan ABD ortak yapımları sınırlı kalmakta; daha derin bir hizalanma yerine prestijli erişime öncelik verilmektedir. Bu tablo Suudi Arabistan’ın film ve animasyon alanındaki iki kanallı yaklaşımını göstermektedir: yüksek değerli gösterim altyapısı ve büyük yapım anlaşmaları için ABD etkisinden yararlanılırken ortak yapım, içerik dağıtımı ve pazar erişimine odaklanan Çin ortaklıkları geliştirilmektedir. 2020-2025 verileri, Vizyon 2030’un turizm ve deneyim ekonomisine verdiği önemi yansıtacak biçimde Suudi Arabistan’da yeme-içme alanındaki kültürel işletmelerin güçlü biçimde genişlediğini göstermektedir. Suudi Arabistan 2025 itibarıyla Hızlı Servis Restoran (QSR) sektörünün büyüme oranında birinci sıradadır. Amerikan hızlı yemek zincirleri, Riyad ve Cidde gibi kent merkezlerinde düzenli biçimde artan şube sayılarıyla Batılı tüketim kültürünün her yerde görülen simgeleri hâline gelmiştir; McDonald’s’ın 214, Burger King’in 200 ve KFC’nin 220 şubesi bulunmaktadır. Buna karşılık Çin restoranları, özellikle ikili bağların güçlenmesinin ardından daha dinamik bir yükseliş göstermiştir. Ekim 2025 itibarıyla Riyad bölgesinde 41’i bağımsız işletme, 23’ü daha büyük markalarca işletilen toplam 64 Çin restoranı bulunmaktadır. Cidde’de ise Baytoti, China Hut ve Royal Chinese dâhil 30’dan fazla Çin restoranı vardır.
Şekil 1, Amerikan hızlı yemek zincirlerinin (örneğin 214 şubeli McDonald’s) varlığını Çin restoranlarıyla (örneğin Riyad’daki 64 restoran) karşılaştırmakta; Vizyon 2030 kapsamında gastronomik etkilerin eşitsiz biçimde genişlemesini göstermektedir.
Amerikan ve Çin medya kuruluşlarının 2024- 2025 dönemindeki yayınları, Suudi Arabistan’ın ilişkilerinin belirli bir örüntü içinde sunulduğunu göstermektedir. ABD medyası güvenlik paktlarını, silah anlaşmalarını ve ekonomik yatırımları uzun süredir devam eden ittifakın temelleri olarak öne çıkarmakta; bunları çoğu zaman daha geniş bölgesel istikrar ve İran nüfuzuna karşı koyma çerçevesinde ele almaktadır. Çin medyası ise diplomatik dönüm noktalarını, Vizyon 2030’la ekonomik sinerjiyi ve kültürel değişimleri karşılıklı refahın ve çok kutuplu uyumun simgeleri olarak vurgulamaktadır. Suudi devlet medyası ve hükümetle bağlantılı platformlar eşit mesafeli bir duruş sürdürmekte; her iki güçten gelen olumlu anlatıları paralel bir dille güçlendirirken içerikleri “etkin tarafsızlık” vurgusunu öne çıkaracak biçimde seçmektedir. Bu yaklaşım, ikili etkinliklere ayrılan yayın hacminin kabaca dengeli olduğu devlet yayınlarında, sosyal medyada ve basın açıklamalarında görülmektedir.
2025 Trump-MBS görüşmesi sırasında başta CNN Arabic olmak üzere Amerikan medyası üst düzey görüşmeleri geniş biçimde haberleştirmiştir. Bununla birlikte odak, 142 milyar dolarlık silah anlaşması, gelişmiş savaş uçaklarının devri, Riyad’ın nükleer hedefleri ve ABD’nin nadir toprak elementlerine erişimi gibi güvenlik anlaşmaları olmuştur. Diğer başlıklar arasında Kaşıkçı cinayeti, Abraham Anlaşmaları ve askerî teknoloji transferi yer almıştır. ABD medyası Suudi Arabistan-ABD ilişkilerini iki taraf için de stratejik fayda sağlayan güvenlik ortaklığı olarak çerçevelemektedir. Çin medyasının Suudi Arabistan-Çin ilişkilerine dair yayınları ise kapsamlıdır. CGTN Arabic, 2025’te Suudi Arabistan-Çin ilişkilerini kültürel bir mercekten ele almış; Çin-Suudi Arabistan Kültür Yılı’nın başlangıcını simgeleyen ocak ayındaki Bahar Bayramı fuarına yer vermiştir. Yayınlarda çok boyutlu kültür sergileri, sanat, gösteriler ve festivaller, 35 yıllık diplomatik ilişkiler ve Vizyon 2030’un açıklık hedefiyle uyumlu biçimde halklar arası bağları kuran köprüler olarak öne çıkarılmıştır. CGTN ayrıca Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng’in Suudi Arabistan ziyaretinde 2025’te kapsamlı stratejik ortaklığı haberleştirmiş; stratejik alanlarda genişleyen somut işbirliğine ve Çin-Suudi Arabistan kapsamlı stratejik ortaklığını ileri taşımak üzere artan halklar arası ve kültürel değişimlere dikkat çekmiştir.
Bu tablo, ABD ve Çin medyasının Suudi Arabistan’la ilişkileri çerçeveleme biçimlerini karşılaştırmakta; 2025 yayınlarında öne çıkan temel anlatı odağı, başlıca haber temaları ve vurgulanan değerler arasındaki farklılıkları göstermektedir.
Saudi Press Agency (SPA) gibi hükümet bağlantılı medya kuruluşları, Çin ve ABD’yle ilişkileri dengelerken her bir süper güç için farklı tematik alanları vurgulamakta ve haber gündemini tematik olarak ayrıştırmaktadır. Ana medya anlatısı, bağımlı bir müşteri devlet görünümünün yerine ortaklıklarının koşullarını kendisi belirleyen özerk bir orta güç imajını yerleştirmeyi amaçlamaktadır. ABD bağlamında Amerikan angajmanını modernleşme, yüksek teknolojiye dayalı güvenlik ve elit işbirliği merceğinden sunarak kültürel ve yumuşak güç etkilerinin faydalarını öne çıkarmaktadır. Çin bağlamında ise ülkeyi büyük ölçekli ekonomik dönüşümde güvenilir ve sonuç odaklı bir ortak olarak çerçevelemekte; bu bağı pekiştirmek için kültürel diplomasiden stratejik biçimde yararlanmaktadır.
Tablo 5, Suudi devlet medyasının ABD ve Çin’le ilişkiler hakkındaki yayınları nasıl farklı bölümlere ayırdığını ve her ortaklığı ayrı değer önerileriyle stratejik hedeflere bağladığını özetlemektedir.
2022-2025 dönemine ait hava yolu bağlantısallığı verileri, Vizyon 2030’un turizm ve çeşitlendirme hedefleriyle uyumlu biçimde Suudi Arabistan’ın hem ABD hem de Çin’le hava yolu bağlarının belirgin ölçüde hızlandığını göstermektedir.
Şekil 2, Suudi Arabistan-Çin hava hatlarında önemli bir artış olduğunu; doğrudan uçuşların 2022’de haftada 1 seferden Kasım 2025 itibarıyla haftada 45’in üzerine çıktığını göstermektedir. Bu uçuşları Saudia, Air China ve China Southern gerçekleştirmektedir. Yolcu sayısı bakımından Çin’den Suudi Arabistan’a seyahat edenlerin 2025’te 500.000’i aşması beklenmektedir. Bu sayı, üçüncü çeyrekteki 350.000 tahmininin üzerinde olup 2024’e göre 350.000, 2023’e göre ise 400.000 kişilik artışa karşılık gelmektedir (Xinhua, 2025a).
Suudi Arabistan-ABD uçuş hatları incelendiğinde, özellikle yaz aylarında ve hac döneminin yoğun günlerinde haftalık uçuş sayısının 2022’de yaklaşık 20’den 2025’te 45’in üzerine çıktığı görülmektedir. Bu hattaki en büyük hava yolu şirketi Saudia’dır ve şirket ek hatlar için de başvuruda bulunmuştur. ABD-Suudi Arabistan hava hattı 2024’te iki yönlü yaklaşık 388.000 yolcu taşımış; bu sayının 2025’te tahminen 800.000’e yükselmesi beklenmiştir.
Hem Çin’den hem de ABD’den Suudi Arabistan’a gelen turist sayısı son dört yılda düzenli biçimde artmıştır. Aşağıdaki şekil, bu yıllarda iki ülkeden gelen turist sayılarını karşılaştırmaktadır.
Şekil 3’teki çizgi grafik, Çin ve ABD’den gelen turistlerin artış eğilimlerini karşılaştırmakta ve Çinli ziyaretçi sayısındaki keskin yükselişi göstermektedir.
Suudi Arabistan’ın ABD ve Çin’le 2020-2025 dönemindeki kültürel ve bilimsel işbirliği, dengeli fakat farklılaştırılmış bir değişim yaklaşımını göstermektedir. Yerleşik bilimsel araştırma ortaklıklarında ABD, gelişmekte olan kültürel girişimlerde ise Çin öne çıkmaktadır. ABD odaklı öğrenci değişim programlarında Fulbright Programı her yıl ABD’li araştırmacılar, İngilizce öğretim asistanları ve King Abdullah University of Science and Technology’de (KAUST) STEM alanlarında yüksek lisans yapan Suudi öğrencilere yönelik Fulbright/KAUST Graduate Awards dâhil kayda değer değişimleri kolaylaştırmaktadır. Çin’le değişimlere ilişkin Temmuz 2025 tarihli bir rapora göre Çin üniversitelerinde 43’ü kendi imkânlarıyla, 131’i burslu olmak üzere 174 Suudi öğrenci öğrenim görmektedir. Çinli öğrenciler de Suudi Arabistan’daki kurumlara kayıtlıdır; Temmuz 2025 itibarıyla bu sayı 688’dir ve bazı öğrenciler Suudi Arabistan’ın Çinli öğrencilere her yıl sunduğu 477 burstan yararlanmaktadır.
2025 turizm eğilimleri, hem Çin’den hem de ABD’den gelen turistlerle yürütülen kültürel diplomasinin 2022’den beri her yıl düzenli biçimde arttığını göstermektedir. Suudi Arabistan ile ABD arasındaki eğitim hareketliliği, yaklaşık 15.000 Suudi öğrencinin bu ülkede öğrenim görmesi nedeniyle hâlâ ABD yönünde belirgin biçimde ağır basmaktadır. Çin bakımından eğitim hareketliliği KSU ve PKU’daki karma programları içermekte; ülke içinde Mandarin öğrenen 56.000 öğrenci dışa dönük akışları desteklemektedir.
Suudi Arabistan, ABD ve Çin’le kültürel ve bilimsel angajmanını çeşitli yollarla genişletmektedir. ABD’yle işbirliği uzun vadeli bilimsel araştırmaları ve eğitim değişimlerini öne çıkarmakta; yerleşik ortaklıklar enerji, uzay ve STEM alanlarında yüksek etkili çıktılar üretmektedir. 2025 Kültür Yılı’yla hız kazanan Çin girişimleri ise mirasın korunmasına, ortak arkeoloji çalışmalarına ve gelişmekte olan akademik bağlara odaklanarak kültürel diplomasiyi güçlendirmektedir.
İki ülke kültürel mirasın restorasyonu ve arkeolojik araştırmalar alanlarında işbirliği yürütmektedir. 2025’te imzalanan beş yıllık bir anlaşma, araştırma projelerini ortaklaşa yürütmek ve kültürel materyalleri sistematik biçimde kataloglamak için yapılandırılmış bir işbirliği mekanizması kurmuştur. Anlaşma, Çin-Suudi Arabistan Kültür Yılı kapsamında China-Arab Cultural and Tourism Cooperation Research Center (CACTC- RC) ile Suudi Arabistan Kültür Bakanlığı arasında imzalanmıştır. AlUla ve Diriyah alanlarındaki restorasyon çalışmaları öne çıkan ortaklıklar arasındadır. Kültürel değişimler Çinli ve Suudi eğitim kurumları arasındaki mutabakat zabıtlarında da görülmektedir. Bunlar arasında King Abdulaziz University’nin (KAU) Jeddah’daki Çin dili enstitüsüyle işbirliği içinde kurduğu Chinese Culture and Science Institute bulunmaktadır. Bu yapı, kültür etkinlikleri, bilim sergileri, ileri düzey Çince kursları ve iki kurum arasındaki ortak araştırma projeleri aracılığıyla Çin-Suudi Arabistan kültürel değişimini geliştirmeyi amaçlamaktadır.
ABD’yle işbirliği ise bilimsel işbirliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun somut örneklerinden biri, yer bilimleri alanında bir profesörlük kürsüsünü destekleyen ve sürdürülebilir enerji geleceğine yönelik ortak Ar-Ge çalışmalarını finanse eden Aramco-Stanford ortaklığıdır. Bulgular ayrıca King Fahd University of Petroleum and Minerals (KFUPM)-Aramco-Stanford üçlü işbirliğini göstermektedir. Bu işbirliği çok yönlü reaktif akışkanlar üzerine raporlar yayımlamış; çökelme ve barkan kumullarının rezervuar özellikleri üzerine akademik tartışmalar yürütmüştür. Taraflar, ortak uzay bilimi projelerine ve Ay araştırmalarına imkân veren 2024 ABD-Suudi Arabistan Havacılık ve Uzay Anlaşması aracılığıyla uzay araştırmalarında da işbirliği yapmaktadır. Suudi Arabistan yeni kuşak bilim insanlarını ve mühendislerini ABD’nin önde gelen araştırma ekosistemlerine dâhil ederek temel uzmanlık geliştirmekte, kalıcı akademik ağlar kurmakta ve jeopolitik değişimlere rağmen devam eden istikrarlı, bilgi temelli bir bağ yaratmaktadır.
Tablo 7, Suudi Arabistan’ın Çin’le (kültürel miras, yumuşak güç) ve ABD’yle (ileri bilim, teknoloji) işbirliğinin farklı temel alanlarını; başlıca kurumsal biçimleri ve stratejik hedefleriyle birlikte göstermektedir.
Araştırma Bulguları ve Tartışma
Ampirik bulgular, Suudi Arabistan’ın geleneksel güvenlik ve ekonomi alanlarının ötesine geçerek kültür alanına uzanan, devletçe onaylanmış bir hedging stratejisi uyguladığını açıkça göstermektedir. KİK içindeki konumu ve büyük güçlerle ilişkilerinin geçmişi sayesinde Suudi Arabistan, ulusal kimliğinden ödün vermeden özerkliğini en üst düzeye çıkaran bilinçli stratejiler aracılığıyla dış nüfuzu yeniden tanımlamıştır.
Suudi Arabistan’ın çok boyutlu kültürel dengelemenin temeli, hem ABD’nin hem de Çin’in ideolojik etkilerinin yönetilmesine dayanmaktadır. ABD elit yetiştirme ve bilimsel mükemmellik için tercih edilen güzergâh olmayı sürdürmektedir: 2024-2025 döneminde yaklaşık 15.000 Suudi öğrenci Amerikan üniversitelerinde öğrenim görmüş; Fulbright Programı ve Batılı eleştirel düşünme paradigmalarını yerleştiren KAUST ortaklıkları bu akışı desteklemiştir. Krallık içinde ise 50.000’in üzerinde öğrenci ve Konfüçyüs Enstitüleriyle somutlaşan belirgin bir Mandarin eğitimi odağı bulunmaktadır. Bununla birlikte Krallık Mandarin eğitimini, Çin’in siyasi değerlerine atıfta bulunmadan ekonomisini güçlendirecek bir araç olarak çerçevelemektedir. Bu strateji Suudi Arabistan’ın, söz konusu değerlerin iç ideolojik düzenini sarsmasına izin vermeden liberal Batı değerleriyle Çin modelinin verimliliğini dengelemesini sağlamaktadır.
Vizyon 2030, kültürel hedging stratejisi içinde dışarıdan gelen bütün kültürel etkilerin merkezî süzgecidir ve bunları açıkça “Suudi özelliklerine” ve Arap-İslam kimliğine tâbi kılmaktadır. Dil, seçici uyarlama stratejisinin güçlü bir örneğidir. İngilizce ilkokuldan yükseköğretime kadar zorunludur; ancak Arapça birinci dil olmayı ve dinî-yurttaşlık eğitiminde ağırlıklı biçimde kullanılmayı sürdürürken İngilizce ikinci dil kabul edilmektedir. Mandarin’in üçüncü dil olarak benimsenmesi de kültürel asimilasyon amacıyla değil, Çin-Suudi Arabistan kazan-kazan işbirliğinin ve Kuşak ve Yol Girişimi’nin sunduğu fırsatlardan yararlanmanın bir aracı olarak çerçevelenmektedir. Vizyon 2030 böylece Suudi Arabistan’ın dışarıdan gelen potansiyel olarak sarsıcı kültürel etkileri denetimli ve kimlikle uyumlu varlıklara dönüştürmesine, kendisini stratejik bir orta ölçekli yumuşak kültür gücü olarak konumlandırmasına imkân vermektedir. Yemek kültürü ve mutfak diplomasisinde Amerikan hızlı servis restoranlarının hızlı büyümesi Batılı tüketim modernliğinin bir göstergesidir. Kent merkezlerinde bulunan bu zincirler hız, kişiselleştirme ve rahat sosyalleşme talep eden Suudi Arabistan gençliğine hitap etmektedir. Çin restoranları ise helal normları tehdit etmeden egzotik özgünlük sunmakta ve Suudi Arabistan’daki bireylerin yeni yemekler denemesine imkân vermektedir; bu durum bireyciliğe karşı kolektif değişimi öne çıkaran Çin değerleriyle uyum göstermektedir. Tüketim kültüründeki bu ikili angajman, her iki modeli bütünüyle benimsemeksizin bunları turizm ayağı altında ekonomik çeşitlendirmeye gelir sağlayan unsurlar ve yumuşak güç iyi niyetinin kaynakları olarak karşılayan hedging stratejisini pekiştirmektedir.
Kültür ve eğlence alanındaki bulgular gelişkin bir iki kanallı stratejiyi ortaya koymaktadır: Suudi Arabistan Çin ortaklıklarından pazar ölçeği ve altyapı için (örneğin mobil e-spor ve dağıtım ağları), ABD’yle angajmandan ise fikrî mülkiyet, yaratıcı sermaye ve prestij için (örneğin büyük stüdyoların satın alınması ve Hollywood anlaşmaları) yararlanmaktadır. Bu yaklaşım Krallığın Çin üzerinden aynı anda kitlesel cazibe oluşturmasına ve Batı üzerinden yüksek değerli küresel nüfuzu güvence altına almasına imkân vermekte; modern eğlencenin hem platformlarını hem içeriğini denetleyerek orta ölçekli bir yumuşak kültür gücü olma hedefini doğrudan beslemektedir.
Medya stratejisi etkin tarafsızlık duruşunu pekiştirmektedir. Al-Arabiya ve Saudi Press Agency gibi Suudi devletine yakın kuruluşlar ABD’yi tutarlı biçimde tarihsel stratejik ortak, Çin’i ise kapsamlı stratejik ortak olarak çerçevelemekte; iki ülkeye neredeyse eşit yayın alanı ayırmaktadır. Suudi medyası her ülke için ele alabileceği konuları seçici biçimde belirlemektedir. ABD söz konusu olduğunda Kaşıkçı’nın ölümü ve olayın ardından Suudi Arabistan ile ABD arasında yaşanan gerilim gibi eleştirel anlatılardan kaçınmaktadır. Çin söz konusu olduğunda ise Uygurlarla ilgili haberlere ya da Çin’in diğer iç meselelerine yer vermemektedir. Sonuçta iç kamuoyu ezici biçimde dengeli bir yaklaşımı tercih etmektedir.
Hareketlilik örüntüleri stratejinin en açık ifadesidir. Çin’e ve Çin’den doğrudan uçuş kapasitesi 2022-2025 arasında hızla artmış ve 2025’te tahminen 500.000 Çinli ziyaretçinin gelmesini sağlamıştır. ABD hatları daha ılımlı biçimde büyüyerek haftada yaklaşık 50 uçuşa ulaşmış, buna rağmen elit öğrenciler, şirket yöneticileri ve uzun süreli ikamet edenler dâhil daha yüksek değerli yolcu trafiğini çekmeyi sürdürmüştür. Asimetri Suudi Arabistan tarafından bilinçli biçimde tasarlanmıştır: Çin hacim ve geleceğe dönük kitlesel temas sağlarken ABD derinlik ve insan sermayesi oluşumundaki önceliğini korumaktadır. 2025’te toplam 30 milyon uluslararası ziyaretçiyle birlikte ele alındığında bu akışlar, halklar arası diplomasinin Suudi dış politikasının en dinamik sınırı hâline geldiğini göstermektedir.
Gelişkinliğine rağmen Suudi Arabistan’ın kültürel hedging stratejisi ve bunun sonucunda ortaya çıkan orta ölçekli yumuşak kültür gücü önemli riskler taşımaktadır. En belirgin risk, bireycilik, kadınlarla erkeklerin bir arada bulunması ve seküler eleştiri gibi liberal değerlerle Çin’in devlet öncülüğündeki kolektif disiplin ve siyasi uyum modeli arasındaki ideolojik gerilimlerdir. Her iki etki seçici uyarlama yoluyla resmen siyasetten arındırılsa da uzun süreli maruziyet huzursuzluk yaratabilir ve büyük stratejiyi etkileyebilir. Ayrıca ele alınmayan ya da eşitsiz dağılan iç direniş olasılığı yüksektir. Din âlimleri ve aşiret ileri gelenleri dâhil muhafazakâr kesimler Amerikan kültürel ithalatını İslami kimliğe yönelik temel tehdit olarak görmeyi sürdürmektedir. Buna karşılık Çin nüfuzu çoğu zaman ekonomik bakımdan faydacı ve bu nedenle daha az aşındırıcı kabul edilmektedir. Bu durum hedging stratejisinin doğuya eğildiği algısını yaratabilir; Batı yanlısı elitleri yabancılaştırabilir ve toplumsal muhafazakâr hareketliliğin yeniden canlanmasını tetikleyebilir.
Suudi hükümeti ile Vizyon 2030’un ve hedging stratejilerinin mimarları, algıların nasıl yönetileceğine ilişkin de strateji geliştirmelidir. Devletçe düzenlenen kaynaştırma festivallerinde ya da Mandarin eğitiminin hızlı yaygınlaştırılmasında olduğu gibi kültürel açıklık aşırı ölçüde araçsallaştırıldığında, genç Suudiler ve uluslararası gözlemciler bunu “yumuşak güç aklama” olarak görebilir; bu da organik ılımlılık imajını zayıflatabilir. Bir başka risk, başarının kültürel elitlere ve kamuoyuna bağlı olmasıdır. Dinî otoriteler, aydınlar ve sosyal medya etkileyicileri neyin kabul edilebilir sayılacağı üzerinde veto gücünü korumaktadır. Batılı eğlence içerikleri ya da Çinli işçilerin çalışma koşulları hakkında kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir tartışma gibi herhangi bir büyük olay, kamuoyunu hızla değiştirebilir ve geri çekilmeyi zorunlu kılabilir. Bu nedenle hedging stratejisinin sürdürülmesi, açıklık ile kimliğin korunması arasında sürekli ve hassas bir ayarlama gerektirmektedir.
Sonuç
Suudi Arabistan’ın çok boyutlu dengeleme stratejisine ilişkin bu çalışmanın kanıtları, hedging literatürünün ticaret dengeleri, silah tedariki ve üs erişimine odaklanan hâkim yaklaşımına meydan okumaktadır. Krallığın Vizyon 2030 kurumlarından, seçici uyarlama mekanizmalarından ve iki kanallı kültürel diplomasiden stratejik biçimde yararlanması, büyük güçlere bağımlılıktan doğan riskleri dağıtmak için daha düşük riskli ve daha yüksek meşruiyete sahip bir alan oluşturmaktadır. Riyad Washington ve Pekin’le paralel ilişkiler ve iyi niyet geliştirerek ABD’nin geri çekilmesinin ve Çin’in daha iddialı tutumunun yarattığı belirsizlikleri azaltmaktadır. Ayrıca küresel angajmana güçlü talep duyan genç nüfus nezdinde iç meşruiyeti güçlendirmektedir. ABD-Çin rekabetinin yoğunlaştığı bir çağda Suudi Arabistan’ın kültürel dengeleme stratejisi bu nedenle öncü bir uyarlamayı temsil etmektedir. Yumuşak güç rekabetini bir yük olmaktan çıkarıp stratejik bir varlığa dönüştürmekte; Krallığın temel kimliğini korurken daha geniş manevra alanı sağlayan, iki model arasında kendine özgü bir kültürel yumuşak güç modeli yaratmaktadır. Riyad özerklik bakımından iki süper gücün hiçbirine tâbi olmak zorunda kalmadan her ikisinden de azami fayda elde etmektedir. Gelecekteki araştırmalar, yumuşak güç rekabetinin yoğunlaşmasının beklendiği çok boyutlu kültürel dengelemenin bir sonraki sınırı olarak yükselen dijital alanları, yayın platformlarını, anime ortak yapımlarını, e-spor ortaklıklarını ve yapay zekâ işbirliği çerçevelerini incelemelidir.